Öküz Türkçesi Konuşanlara Uyuz Olanlar(chilek,phortakal vs.)

Sevgili Cem’i Facebook’taki Grubumuza davet ettim. Sağolsun daveti kabul etti ve alanına bu bloğu hazırlamış. Paylaşım adına daha çok arkadaşa ulaşması için bende bloğuma aldım.Hepinizi Grubumuza bekleriz.

Öküz Türkçesi Konuşanlara Uyuz Olanlar(chilek,phortakal vs.)

   Bir çok kişinin huy edindiği ağızdan ağıza yayılan bir tür konuşma şekli ortaya çıktı Facebook’da bu tür konusmaları protesto amaçlı ve türkçemizi korumak amacıyla Öküz Türkçesi Konuşanlara Uyuz Olanlar Grubu olarak adlandırılan bir grup açılmış, Sayın Bety Sefa Abimiz de Bana Bu Gruba üye olmam için istekte bulunmuş bende bu konuyu önemli bir sorun olarak gördüm ve sizlerle paylaşmayı uygun buldum…

Bu tür konuşmalara örnek:

…ghizem janım six o’klokta chilek cafede bulushuoz…..
…aanadım pepeeemm…kojaman kisssss…

okuz turqcesi mı?? o ne kı abeeeeee……….

walla pen böhle konsuomm…ishinize gelirse….chünkü pen moronum….

böhhhgg…sen türqü mü dinloyusuuunnn….qıro msun ooluuummm yhaa….

-Ajjghoo’mm yrhuun ataquleyhee gdoomuyhss?
-eed hayadhmm penhumm brchndee geloo demuu..
-ajqhoo plmoom yhaff…..

Lüzumsuz batı hayranlığından mıdır yoksa…

Salaklıktan mıdır bilinmez….

Bu şekil konuşanların sayısı her geçen gün artmakta…

ve biz de türkçemizi savunmayı bir borç bilerek bu grubu kurduk…

Sizler de bu gruba üye olun türkçemizi bir nebze olsun güzelleştirelim…

Dünyanın en güzel ve en anlamlı dillerinden biri olan türkçeyi mahvetmelerine izin vermeyelim…

Arkadaşlarınıza tavsiye etmeyi unutmayın…

VE SON OLARAK……DİYORİZ Kİ…

BAŞKASI OLMA KENDİN OL,BÖYLE ÇOK DAHA GÜZELSİN…

By Safa Başnur Posted in Genel

Tarikat ve cemaatlerin bağış yolsuzlukları

          Serkan Özçalık kardeşimiz, son günlerde yolsuzlıkları gün ışığına çıkan (Gayri müslümler sayesinde) Deniz feneri ile ilgili güzel bir bloğ hazırlamış.Paylaşak istedim.Kendisine emekleri için teşekkür ederim. Lütfen okuyunuz. Bet*Sa

İnsanımız; görmemek, anlamamak, bilmemek ve bilgi edinmemek için alenen savaş veriyor direniyor.
Tutturmuşlar bir “Deniz Feneri”dir gidiyor.
Deniz Feneri’nin; ne olduğunu, kimlerin organize ettiğini, milletin nasıl söğüşlendiğini, bu paraların kimlerin cebine aktığını, yıllardır kim anlatıyor?
Deniz Feneri ne ki? Denizde bir damla…
Tarikat ve cemaatlerin sayılamayacak kadar çok vakıflarına bağlı bir sürü yardım unsuru adı altında hortumcu dalavera mevcut.
Bu unsurlar; Batı Trakya ve Bosna’dan başlayarak, Çeçenistan’a, Gürcistan’a, Filistin’e, Afganistan’a bilmem nerelere kadar, sözde yardım adına uzanıyor. Dahası her deprem-tsunami ve benzeri doğal afette yine sözde insani yardım adına bağışlar toplanarak “lüp”letiliyor.
Hepsi bu mu? Hayır… Hiç bu kadarla yetinir mi bu Müslüman geçinen, Allah’tan korkmaz kuldan utanmazlar. 
İrili ufaklı bir alay iş yerinde sadaka kutuları mevcut. Bunlar tarikat ve cemaatlere bağlılığın simgesidir. Tarikat ve cemaatler tamamen Kürt yapıya sahip olduklarından, bu paraların bir kısmı cemaat içinde kalırken bir kısmı PKK’ya aktarılmakta. Türkiye’deki tüm tarikat ve cemaatler gerek Barzani ve gerekse Talabani ile dirsek temasındalar.
Bir örnek vereyim; Yıllar önce Barzani’nin desteğindeki PKK grubu, Türkiye’deki bölgesel çalışmalar için sınırı geçip, Türkiye’deki destekçileri ile buluşma noktasına giderken, askerimizin durumu fark etmesi üzerine çatışma çıkmıştı. Bu çatışma, PKK’lıların buluşma noktası olan söz konusu köye kadar ulaşır. Köyü saran askerimiz, PKK’lıların teslim olmasını ister. Köyden gelen cevap; “Burada PKK’lı yok…”
Bir tam gün bekleyen asker, bu kez köye girerek arama yapmaya kalkar. İşte tam bu noktada Tüm ülke gazetelerinde manşetler atılmaya başlamıştır: “Asker, doğuda masum köyleri ateşe veriyor” diye. İşte böyle… Sen, neyin ne olduğunu bilmeden kamuoyuna yalan yanlış bilgileri, eksik bilgileri aktarırsan PKK’nın ekmeğine böyle yağ sürersin. Vatan hainleri, bu vatanın düşmanları da böyle “mazlum” rollerini oynarlar. Keza; Burada askerin düşürüldüğü kötü durum…
Haber basına tarikat ve cemaatler kanalı ile iletildi. Yani burada da PKK’ya yataklık yapılmış oldu.
Şimdi anlatacağımı iyi dinleyin lütfen.
Eğer bir işyeriniz varsa yada çalışanı iseniz mutlaka rastlamış olmanız lazım.
Yaşlı, saçlı sakallı bir ihtiyar. Genellikle hep yorgundur bunlar (senaryo gereği, Allah için bir iş yapıyorlar ya… Çok koşturuyorlar…) ve bir yere girdiklerinde önce; “Bir bardak su” isterler.
Daha sonrası; Genellikle cami yaptırma diye başlayan, sonrasında kuran kursu, yetimlere yardım diye devam eden palavra…
Bu ihtiyarlar, her bölgede (bilhassa Ümraniye ve çevresi) özenle seçiliyor, kılık kıyafetleri özenle hazırlanıyor. Ellerinde (yasal olmayan) makbuzlarda mevcut. Bunlar, belli saatlerde belli yerlerde buluşurlar. Otobüsler bu adamları alır ve planlı olarak seçilmiş bölgelere götürürler. Bu tam bir organizasyondur. Bu işle ilgili olarak çalışan (sadece İstanbul’da) 1500’ün üzerinde bir insan unsuru var. Tarikat ve cemaatler birbirlerinden haberdar olduklarından burada bir karışıklık çıkmaz. Ayrıca zaten birde bölgesel olarak paylaşım söz konusudur.
İşte bu yaşlı adamlar, gün boyu o dükkan senin bu işyeri benim dolaşıp dururlar. Şimdi sıkı durun. Bu adamların, sadece bir tanesinin günde en az topladığı nakit; 1000 Ytl.
Bu arada gaza gelip, bilezik ve yüzük veren mi ararsın, çek, hisse senedi veren mi? Daha bir gaza gelip, arsa, yazlık ev verenlerde pek küçümsenmez.
Akşam olduğunda bu yaşlılar yine belli yerlerde toplanırlar ve geri dönüş başlar. Fakat, bu geri dönüşte farklılık, araçlarda toplanan avantaları – keriz paralarını (aynen kendileri böyle söylüyorlar) tahsil edecek yetkililer bulunmaktadır.
Her şey yazılır ve teslim edilir. Ay sonunda bir ihtiyar ne kadar toplamışsa, o paranın (tarikatlara göre değişiyor) % 10 – % 15 – % 20’sini alır.
Şimdi yine dikkat edin. Niye ay başında ödeme yapılıyor diyeceksiniz ya…
Paranın bankada 1 ayda faiz getirisini hesap ediyorlar… Yani ihtiyarın hakkını, 1 ay sonunda bankadaki artı gelirden ödemiş oluyorlar. “Faiz haramdır” diyen çakalları gördünüz mü?…
Perpa gibi, sanayiler gibi çoklu işyerlerine sahip alanlar, bunların en büyük av bölgeleri.

Şimdiden, Kurban Bayramı (yolsuzlukları-hırsızlıkları) planlanmaya başlandı bile.

Dün bir söyleşide; “Yok canım. Bu Deniz Feneri işi burada kalmaz. Kimse ört-bas edemez. Görürsünüz…” demişti bir dost.
Kendisine; “Mercümek konusunu hatırladın mı?” dedim.
Dostumuz cevap verdi; “Ha. Babana rahmet be kardeşim, çok sağol… Bak bütün millet ramazanda mercimek fiyatı artacak demişti. Arttı mı? Artmadı. Arttırmazlar…”
İşte, (Süleymen Mercümek)’i bile böyle yalayıp yuttururlar adama…
Dostça kalın.